Kaygı nedir? Korku Nedir?
Kaynağı belirsiz korkuya kaygı denir. Korku ise insanın malının, sevdiklerinin, inançlarının ve toplum içindeki yerinin tehdit edildiği durumlarda yaşanan, bedensel belirtilerin eşlik ettiği duygusal bir tepkidir.
Korku sırasında duygusal tepkinin şiddeti tehditle orantılıdır ve tehdidin varolduğu süreyle sınırlıdır. Korku sırasında insan, bedensel ve zihinsel güçlerini, korku yaratan tehdidi ortadan kaldırma amacına yönelik olarak uygun biçimde kullanır. Bu sebeple korku, normal bir tepkidir.
Kaygı durumunda ise duygusal tepkinin şiddeti hem tehditle orantılı değildir hem de tehdidin varlığından bağımsız olarak devam eder. Bu durumda ise insan bedensel ve zihinsel güçlerini korku yaratan tehdidi ortadan kaldırma amacına yönelik olarak kullanamaz.
Sınavdan Korkmak-Sınav Korkusu
Sınavdan korkmakla sınav korkusu arasında büyük fark vardır. Sınavdan korkan bir öğrenci, yaklaşan sınava göre zamanını programlayarak çalışır ve zaman geçtikçe de korkusu azalır. Hiç şüphesiz öğrenci, sınavdan hemen önce bir heyecan duyar, ancak bu heyecan onu başarıya götürecek, canlı ve diri tutacak bir ölçüde olan olumlu ve gerekli bir duygudur.
Sınav korkusu duyan bir öğrencinin ise sınav yaklaştıkça korkusu ve telaşı artar. Bu korku öğrencinin çalışmasına ve öğrenmesine engel olur ve sınav gelip çattığında ise tutulup kalır.
Gerçekte sağlıklılığın korunması ve aşama yapılması için belirli bir düzeyi aşmayan stres vericilere ihtiyaç vardır. Ancak bu düzeyin kişiden kişiye büyük değişiklik gösterdiğini unutmamak gerekir.
Kaygı, temelde kişiye rahatsızlık veren olayın kendisinden değil, olayın kişi için taşıdığı anlamdan kaynaklanmaktadır. Birçok öğrenci sınavla birlikte, kendi kişiliğinin ve varlığının değerlendirildiğini düşünmektedir. Böyle bir değerlendirmenin doğurduğu kaygı sırasında, beden kimyasında meydana gelen değişiklikler beyinde öğrenme için gerekli olan protein zincirlerinin oluşumunu engeller; kaygı, akıl yürütme ve soyut düşünme yönündeki zihinsel faaliyeti bozar. Bu sebeple, yüksek sınav kaygısı, öğrenci başarısızlığına yol açan en önemli faktörlerden biridir.
Araştırmalar, yüksek kaygının özellikle orta zekalıların başarısında olumsuz rol oynadığını ortaya koymuştur.
Araştırmalar, çok başarılı öğrencilerin başarılarının kaygısının yüksek veya düşük olmasına bağlı olmadığını gösteriyor. Aynı şekilde az başarılı öğrencilerin başarısı da kaygıdan fazla etkilenmiyor. Ancak tehdit edici faktörlerin varlığı yüksek kaygıların başarısını daha da olumsuz yönde etkilemektedir. Maalesef, ana-baba ve öğretmenler, öğrencilerin güdüsünü arttırmak, onları kamçılamak için sürekli olarak kaygı arttırıcı yaklaşımlarda bulunmaktadır.
Sınava hazırlanan öğrenciler, sık sık ana-babalardan ‘Kazanamazsan herkese rezil oluruz’, ‘Verdiğim emekleri helal etmem’; öğretmenlerden, ‘Bu kadar çalışmayla kazanamazsın’ , ‘Bu kafayla bu işi başaramazsın’ türünden sözler duymaktadır. Çocuklar için tehdit edici olan sağlıklarını bozan işte bu yöndeki yaklaşımlardır.
ÖSS’ye Hazırlanan Öğrencilerin Kaygılarını Azaltmak İçin Ne Yapılabilir?
Öss sınavı hazırlığı içindeki bir öğrenci, öğrenme ve başarı için gerekli olan düzeyde kaygıya sahiptir. Ancak çevrenin, ister teşvik ister tehdit amacıyla olsun, öğrencideki kaygıyı çok daha yükseltici yaklaşım ve tavırları benimsemesi, öğrenciyi yüksek kaygı sebebiyle adeta kıpırdayamaz duruma getirmektedir.
Eğer küçük ve büyük gevşeme egzersizlerini ve nefes egzersizlerini yapmak düzenli bir alışkanlık haline gelmişse, bireysel planda kaygıyı azaltmak konusunda çok temel bir adım atılmış sayılır. Bunun yanı sıra öğrencinin yakın çevresinin ve eğitimcilerin öğrencinin zaten yaşamakta olduğu kaygıyı daha da arttırmaktan kaçınmaları gerekir.
Hayatın amacı kendine yeten bir insan olmak, yaşadığından memnun olmak ve bu memnuniyeti yakın çevresindeki insanlara da yaymaktır. Sınav kazanmak, diploma sahibi olmak, bu temel amaca yönelik araçlardır. Yüksek eğitim görmek, hayatın seçeneklerinden sadece birisidir ve hayat tek bir seçenekten ibaret değildir. Önemli olan, öğrenciye hayata karşı bu bakış açısını kazandırmaktır.
Öğrencilerin sınava hazırlanırken kendilerine başka seçenekler düşünmeleri, gerçekten ‘başarılı olmak’ istedikleri alanın ne olduğuna karar vermeleri ve sınavı bir ‘ölüm-kalım’ olayı olarak görmemeleri gerekmektedir.
Öğrenmenin Esasları
Öğrenme, bireyin kendi yaşantıları aracılığıyla oluşan kalıcı davranış geliştirme süreci olarak tanımlanabilir. Öğrenmeyi etkileyen bir çok faktör vardır. Bunlar arasında, öğrencinin gereksinme, ilgi ve güdüleri, duyu organlarının etkisi, dikkatin etkisi, ısı, ışık gibi fiziksel etkenler, öğrencinin hazır oluşluk durumu sayılabilir.
Öğrenciye kazandırılmak istenen hedef davranışların çokluğu ve yoğunluğu, öğrenci için kaygı verici bir ortam yaratabilir. Öğrencinin tüm yaşamında karşılaşabileceği sorunları çözme yetisinin kazandırılması, öğrencinin kaygı düzeyini azaltabilir. Sorun, bireyin karşılaştığı içinden çıkılmaz gibi görünen ‘yeni durumlar’ dır. Bu yeni durumları uygun bir tutumla karşılayıp amaca ulaşmak, sorunun çözülmesi için gereklidir.
Ailelerin Yapması Gerekenler
Eğer ailenin çocuğuyla ilişkisi genel olarak iyi ve yumuşak ise, ölçülü miktarda ‘çalış’ uyarısı biraz sıkıcı gelse de çocuğa sorumluluğunu hatırlatacaktır. Bu eylemle kazanılacakların aile ve hayat açısından anlamı, yaşa göre yakın ve uzak ödüllerle vurgulanabilir. Ancak ailenin çocuk ile ilişkisi sık sık sertleşiyorsa, o zaman çalış uyarıları gerginliğin dozunu arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Bazı öğrenciler de, ana-babasının çalış uyarılarını beklerler. Ana-babalar, bu çocukların okullarını bitirmiş, eğitimlerini tamamlamış olmalarını kendilerinin gayreti olarak görürler. Oysa, yeterince sorumluluk duygusu geliştirilmemiş bu çocuklar, ana-babalarına bu yolla eziyet ederek diğer konulardaki sorumluluklarını onlara yükledikleri gibi, bu konudaki sorumluluklarını da yüklerler. Bu çocukların önemli bir bölümü, bu uyarılar olmasa kendi işlerini muhtemelen kendileri göreceklerdir.
Öğrencinin ‘elinden gelenin bu’ olduğu durumu kabul emek önemlidir. Eğer aile, sofrasında kitap konuşan, güzel sanatlardan söz eden, kendisini yetiştirmeye çalışan ve okuyan bireylerden oluşuyorsa; büyük bir olasılıkla çocuğun başarısızlığı geçicidir.
Çocuk yetiştirme metotlarındaki farklar, ortaya çıkan sonucu az etkilemektedir. Olumlu sayılan sonuçları sağlayan, sıcak ve verici bir yaklaşım içinde, çocuğa örnek olacak şekilde davranmaktır. Böylece, bir başarısızlık halinde öğrencinin oluşabilecek bir duygusal kırıklığı ve kendine güven yitimini göğüslemesi daha kolay olacaktır.
Öğretmenin ve Eğitim Sisteminin Yapması Gerekenler
Sınavların kaygı yarattığı durumlarda, sınıfta duygusal havanın çok fırtınalı olduğu görülür. Bu havada öğrencilerin öğrenmelerini gerçekleştirmek zorlaşır. Öğrencilerin öğrenme düzeyleri düşünce aldıkları not da düşer, notlar düşünce duygusal hava gitgide bozulur. Böylesine bozulan sınıfın duygusal havasını düzeltmek oldukça zordur, ama olanaksız değildir. Yapılacak tek iş, sınıftaki sınavları yoluna oturtmaktır. Hiçbir nedenle öğretmen, notu ceza yada ödül olarak kullanmamalı, değerlendirmenin kurallarına uygun olmayan davranışlarda bulunmamalıdır.
Maalesef, sıklıkla gözlenen bir durum, eğitimde en önemli kriterin bilgi aktarımı olduğu, öğrencinin duygusal ve sosyal gelişiminin ikinci plana atıldığıdır. Hızlı çalışma temposu boş zaman bırakmamakta, öğrencinin boş zamanlarını değerlendirmesi yetersiz kalmaktadır. Bu konuda eğitim kurumları bünyesinde varolan ‘Rehberlik Servisleri’nin kalitesinin iyileştirilmesinin büyük önemi vardır.